Giriş
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 10. maddesi kapsamında birden fazla kişinin iştirakiyle meydana getirilen ve ayrılmaz bir bütün oluşturan eserlerde, eser sahipliği birliğe ait olup, kanun hükmü gereğince bu birliğe adi şirket hükümleri uygulanmaktadır. Özellikle sinema eserlerinde FSEK m. 8 uyarınca yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı; animasyon eserlerinde ise ayrıca animatör birlikte eser sahibi sıfatını taşımaktadır.
Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken temel mesele, birlikte eser sahiplerinden her birinin tek başına maddi ve manevi tazminat davası açma yetkisine sahip olup olmadığıdır.
Buraya kadar bir duraksama yoktur. Asıl tartışma şu noktada düğümlenmektedir: Adi şirketi oluşturan ortaklardan her biri, mali hakların ihlali nedeniyle tek başına maddi tazminat davası açma ehliyetine sahip midir?
Yargıtay’ın bu konuda çelişen iki yaklaşımı dikkat çekiyor.
→ HGK 2014/825 E., 2016/766 K. Her bir eser sahibinin esere katkı oranının ayrı ayrı belirlenmesi ve davacının payına düşen ücrete hükmedilmesi gerektiğini benimsemiştir. Yani bireysel sahibin, payı oranında talepte bulunabilmesinin önünü açmıştır:
“5846 sayılı …. 8. maddesi uyarınca sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı eserin birlikte sahibidirler. Mahkemece davacı …’ın davalılardan … ile birlikte yönetmen sıfatıyla eser sahiplerinden birisi olduğu kabul edildiğine göre aynı Kanunun 10. maddesi uyarınca davacının izni alınmaksızın davalı … Ayısı Ltd. Şti.’ne mali haklarının devrine ilişkin sözleşme … 54. maddesi hükmü gereğince geçersiz olup, adı geçen şirket tarafından davalı …Film Ltd. Şti.’ne yapılan devirde … 49. maddesine aykırılık oluşturur. Mahkemece de bu husus kabul edilmekle birlikte, ….68.maddesi uyarınca rayiç bedelin belirlenmesi ve tahsiline karar verilirken dava konusu sinema eseri üzerindeki yönetmen, senaryo ve diyalog yazarı ile özgün müzik bestecisi olan tüm eser sahiplerinin sözkonusu eser üzerindeki ayrı ayrı katkı oranları belirlenerek bu oran üzerinden davacının payına düşen yönetmenlik ücretine hükmedilmesi gerekirken 3.3.2010 tarihli bilirkişi heyetince belirlenen rayiç bedelin tümünün davalılardan tahsili ile davacılara verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle davalılar …Film Ltd. Şti. ve … yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”
→ 11. HD 2019/439 E., 2019/7767 K. Mali haklara tecavüz sebebiyle açılan maddi tazminat davasında adi şirket hükümlerinin uygulanacağını; talebin ya tüm eser sahiplerince birlikte ileri sürülmesi ya da katılmayan ortaklar yönünden mahkemeden müsaade istenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bir sahibin münhasıran kendi payı için tek başına dava açamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine hükmetmiştir:
“Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir. Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir. Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez. Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.” hükmünü haizdir. Somut olayda, “ F1 ” isimli eserde davacı ile birlikte …, … ve …’ın birlikte eser sahipliği söz konusu olup, eserden doğan mali hakların ihlali sebebi ile açılan maddi tazminat davalarında eser birliğine adi şirket hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda, eserden doğan haklara tecavüz sebebiyle maddi tazminat istemini tüm eser sahiplerinin birlikte ileri sürmesi ya da bazı eser sahiplerinin buna yanaşmaması halinde mahkemeden müsaade istenilmesi gerekmekte olup, eser sahiplerinden birinin münhasıran kendi payına düşecek hisse yönünden tek başına maddi tazminat davası açması mümkün olmadığından, maddi tazminat yönünden açılan davanın bu sebeple usulden reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.”
Doktrindeki Görüşler ve Usul Ekonomisi İlkesi
Doktrinde ise, adi ortaklığı oluşturan ortaklardan yalnızca birinin veya birkaçının dava açması halinde davanın doğrudan usulden reddedilmesinin usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğu ifade edilmektedir.
Sayın Prof. Dr. Oruç Hami Şener, Adi Ortaklık adlı eserinin 158. sayfasında şu görüşe yer vermektedir:
“Kanaatimce usul ekonomisi ilkesine aykırı bu kararlara katılma olanağı yoktur. Burada açılan davanın kimin tarafından açıldığı önemlidir. Şayet açılan dava ortakların tamamı veya idareci ortak tarafından değil, idareci sıfatına haiz olmayan bir veya birkaç ortak tarafından açılmışsa, bu durumda dava derhal reddedilmez. Diğer ortakların da davaya katılması veya açılan davaya muvafakat verilmesinin sağlanması için idareci olmayan bu ortaklara süre verilmelidir. Nitekim derhal redde ilişkin yukarıdaki kararlardan farklı olarak başka bir kararında Yargıtay da (13 HD 19.12.1974 E. 5508 K. 3728) idareci olmayan ortakların dava açması durumunda diğer ortakların davaya katılması gerektiği, bu sağlanmazsa davanın reddine karar verilmesinin zorunlu olduğunu içtihat etmiştir…”
Bu görüşün dayanağını HMK m. 30’da düzenlenen usul ekonomisi ilkesi oluşturmaktadır: “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
Bunun yanında HMK m. 114 ve 115 hükümleri de önem arz etmektedir. Dava ehliyeti bir dava şartıdır (HMK m.114/d). Ancak eksikliğin giderilmesi mümkünse, mahkeme doğrudan redde gitmeden önce bunun tamamlanması için kesin süre vermekle yükümlüdür (HMK m.115/2). Bu, aynı zamanda usul ekonomisi ilkesinin (HMK m.30) bir gereğidir.
Değerlendirme ve Sonuç
FSEK m. 10 kapsamında birlikte eser sahipliği bulunan sinema eserlerinde, eser sahipleri arasındaki ilişkinin adi ortaklık hükümlerine tabi olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak birlikte eser sahiplerinden birinin tek başına maddi tazminat davası açıp açamayacağı konusunda Yargıtay kararları arasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.
Bir tarafta HGK’nın 2016 tarihli kararı, davacının kendi payına düşen tazminat miktarı üzerinden talepte bulunabileceği yönünde değerlendirirken; diğer tarafta 11. Hukuk Dairesi’nin 2019 tarihli kararı, maddi tazminat taleplerinin tüm eser sahipleri tarafından birlikte ileri sürülmesini zorunlu görmektedir.
Bununla birlikte, dava yalnızca eser sahiplerinden biri veya birkaçı tarafından açılmış olsa dahi, HMK m. 30’da düzenlenen usul ekonomisi ilkesi ile HMK m. 115/2 hükmü birlikte değerlendirildiğinde, eksikliğin giderilmesi mümkün ise mahkemenin davayı derhal usulden reddetmek yerine diğer eser sahiplerinin davaya katılmaları veya muvafakatlerinin alınması için davacıya kesin süre vermesi gerektiği yönündeki doktrinsel görüşün güçlü hukuki dayanaklara sahip olduğu söylenebilir.
